Atatürk'ün Berlin Ziyareti, Almanya'dan Türkiye'ye Atatürk'ün İzini Sürmek
Atatürk'ün Berlin Ziyareti,
Almanya'dan Türkiye'ye Atatürk'ün
İzini Sürmek
Bu sene arabayla Türkiye'ye gitmeye
karar verdik. Bu kararı almamızın en önemli nedenlerinden biri
Atatürk'ün izini sürmek ve bir zamanlar yaşadığı, gezdiği
yerleri gezmekti. Çoğunuzun bilmediği özel şehirlere ve yerlere
götüreceğiz sizi. Biraz belleğimizi tazeleyip yeni şeyler
öğreneceğiz. Bu nedenle ilk durak yerimiz Berlin'de ki Adlon hotel
oldu. Adlon hotel Mustafa Kemal Paşamızın 100 yıl önce Berlin
ziyaretinde 10 gün boyunca kaldığı oteldir. Ve meşhur
Brandenburger kapısının hemen karşısında bulunur. Oturduğumuz
Kiel şehrini yaklaşık 3.5 saat uzaklıkta Berlin. Kendimize güzel
bir güzergah çıkarttık. Güzegahımızın kaptanı 7 yaşında ki
oğlum Ernes'di. Bir çocuğa hayal kurmayı, plan yapmayı sonrada
bu hayalini, planını gerçekleştirmeyi öğretin. Eletronik cihaz
bağımlısı çocuklar yetiştirmekten uzak durun.
Hikayemize gezimize başlayalım mı?
Atatürk'ün Berline'e gelişi nasıl
olmuştu. Gelin hep beraber kısa bilgilerle hatırlayalım.
Almanya 1. dünya savaşında
Osmanlının can simidiydi. Ondan evveli Fransız hayranlığı vardı
Osmanlıda. 19 yy sonlarına doğru Alman imparatoru Kayser 2.
Wilhelm Türk ve Alman dostluğuna çok önem verdi. Ve tahta
geçtikten bir yıl sonra, 21 Ekim 1889'da İstanbul'u ziyaret etti.
Osmanlı padişahı 2. Abdülhamid tarafından törenlerle
karşılandı. Kayser 2. Wilhelm İstanbul'u o kadar çok sevmiş
olacak ki 5 Ekim 1898 yılında tekrar İstanbul'a gelir. Bu
ziyaretler sonrasında ve tabiiki öncesinde de Osmanlı'da Alman
hayranlığı artıyordu. Alman okulları ve hastaneleri açılıyor
ve Türk subayları Almanya'da eğitim alıyorlardı. Ve Osmanlı
ordusu Almanların etkisi altına giriyordu. Özellikle 1908
yılından sonra, İkinci meşrutiyetin önemli isimlerinden olan
Enver ve Talat paşalar en önemli Alman hayranıydılar. Fakat bir
önemli ayrıntı daha var ve nutlaka bahsetmemiz gereken bir konu.
Hatırlayacağınız gibi, 1. dünya savaşında,1912 yılında
Akdeniz de bulunan Alman 'Göben ve Breslau' gemileri
İngiltere, Fransa ve Rusya gemileri tarafından sıkıştırılmış
ve bu iki gemi İstanbul'a sığınmıştı. Osmanlı devleti
gemileri satın aldığını söyleyerek bu iki Alman gemisini İtilaf
devletlerine vermedi. Bu gemilere 'Yavuz ve Midilli' ismi
verildi. Bu donanmalar Osmanlı devletinin 1. Dünya savaşına
girmesine neden oldu. Alman Amirali Wilhelm Souchon gemileri ile
Karadeniz'e açılmış ve Rusya'nın limanlarını bombalamıştır.
Aslında 1. dünya savaşını başımıza bela edenler Almanlardır
diyebiliriz. Savaş yıllarında pek çok Türk cephesinin başında
Alman generaller bulunuyordu. Buna rağmen savaş İtilaf devletlerin
kazanması ile son buldu. Kısaca Alman hayranlığımızı anlattım
size. Şimdi Atatürk'ün berlin ziyaretine kısaca göz atalım.
Atatürk'ü Berlin'e Gidiyor
1. Dünya savaşının bitimine doğru
15 Ekim 1917'de Sultan Mehmet Reşad'ın davetlisi olarak Kayser 2.
Wilhelm bir kez daha İstanbul'a gelir. Bu ziyaret sonrasında 2.
Wilhelm, Sutan Reşad'ı Berlin'e davet eder. Sultan Reşad
yaşlılığı nedeniyle gönderilmez yerine Vahdeddin'in gitmesi
uygun görülür. Bu ziyaret Alman savaş cephelerini gezmek amacıyla
yapılan bir ziyaret olduğu için Ordu adına tanınmış bir
generalin olması gerektiği düşünülür. Bu ziyaret için Mustafa
Kemal biçilmiş kaftandır.
15 Aralık 1917 yılında Sultan
Abdülmecid'in oğlu Vahdeddin ve heyeti berlin ziyareti için
Sirkeci garından yola çıktılar. Bu heyette Çanakkale'de
başarılara imza atmış olan ordu temsilcisi genç Mustafa Kemal'de
vardı. Atatürk o zamana kadar Vahdettin ile karşılaşmamış ve
tanışmamıştır.
Ataatürk'ün bu gezi ile ilgili
anıları Falih Rıfkı Atay ve Mahmut Soydan tarafından 'Büyük
Gazinin Hatıraları' kitabında anlatılmıştır. Meraklıları
bu kitabı okuyabilir. İlginç ayrıntılar bulacağınız bir
kitaptır. Atatürk bu hatıralarında Vahdeddin'i şöyle anlatır;
'Hareketimizden
önce, bir gün, Vahdeddin'in Sarayı'nda buluştuk. Bizi Sarayın
içinde Arap hasırlarıyla örülmüş bir salona soktular.
Redingotlu adamlarla dolu odanın eşyası, bir kanepe ile iki
koltuktan ibaretti. Girdiğimiz bu odada ayakta dururken, çok
laubali görünen redingotlu adamların içinde, başka redingotlu
bir adam peyda oldu. Bu yeni gelenin kim olduğunu, ne olduğunu ve
ne yapmak lâzım geldiğini ne ben, ne de arkadaşım anlayamadık.
İçeri girdi, bizim bulunduğumuz tarafa doğruldu, kanapenin sağ
köşesine oturdu. Gözlerini kapadı, derin bir vecde daldı. Neden
sonra tekrar gözlerini açtı, bize lütfen iltifat etti : ‘Sizinle
müşerref oldum, memnunum’dedi.
Tekrar gözlerini kapadı. Bu nazik sözlere cevap vermeğe hazırlanırken kendinden geçmiş bir kişinin huzurunda bulunduğumu sezdim. Cevap vermek mi, yoksa vermemek mi lâzım geldiğinde tereddüd ettim. Naci Bey’in yüzüne baktım. O da çok durgundu. Kendisinde bir defa daha konuşmaya takat bulunmadığını anladım, beklemeyi tercih ettim. Biraz sonra gözlerini açtı:'
— Seyahat edeceğiz değil mi? dedi.
— Evet seyahat edeceğiz, dedim. İtiraf edeyim ki bir mecnunla karşı karşıya bulunduğumu derhal hissetmiş, fakat mantıklı bir konuşmaya girişmekten kendimi men etmiştim. Hemen ayağa kalkıp dedim ki:
— Efendi Hazretleri, beraber seyahat edeceğiz- Seyahat iki gün sonra başlayacaktır. Cumartesi akşamı Gar’da hazır bulunacaksınız, oradan hareket edeceğiz.
Veda ettik ve çıktık. Mükellef bir saray arabasına binmiştik. Naci Bey ile aramızda, aşağı-yukarı, şöyle bir konuşma oldu :
— Zavallı bedbaht, acınacak bir adam. Bunlarla ne yapılabilir.
— Öyledir.
— Bu zavallı yarın padişah olacaktır, kendisinden ne beklenir?
— Hiç…
— Biz ki aklımız, mantığımız vardı, biz ki memleketin kaderini bu gününü, yarınını anlamış insanlarız, ne yapabiliriz.
Tekrar gözlerini kapadı. Bu nazik sözlere cevap vermeğe hazırlanırken kendinden geçmiş bir kişinin huzurunda bulunduğumu sezdim. Cevap vermek mi, yoksa vermemek mi lâzım geldiğinde tereddüd ettim. Naci Bey’in yüzüne baktım. O da çok durgundu. Kendisinde bir defa daha konuşmaya takat bulunmadığını anladım, beklemeyi tercih ettim. Biraz sonra gözlerini açtı:'
— Seyahat edeceğiz değil mi? dedi.
— Evet seyahat edeceğiz, dedim. İtiraf edeyim ki bir mecnunla karşı karşıya bulunduğumu derhal hissetmiş, fakat mantıklı bir konuşmaya girişmekten kendimi men etmiştim. Hemen ayağa kalkıp dedim ki:
— Efendi Hazretleri, beraber seyahat edeceğiz- Seyahat iki gün sonra başlayacaktır. Cumartesi akşamı Gar’da hazır bulunacaksınız, oradan hareket edeceğiz.
Veda ettik ve çıktık. Mükellef bir saray arabasına binmiştik. Naci Bey ile aramızda, aşağı-yukarı, şöyle bir konuşma oldu :
— Zavallı bedbaht, acınacak bir adam. Bunlarla ne yapılabilir.
— Öyledir.
— Bu zavallı yarın padişah olacaktır, kendisinden ne beklenir?
— Hiç…
— Biz ki aklımız, mantığımız vardı, biz ki memleketin kaderini bu gününü, yarınını anlamış insanlarız, ne yapabiliriz.
Atatürk'e göre Vahdeddin buydu.
Kitabın ilerleyen sayfalarında Vahdeddin ile ilgili daha farklı
detayları okuyabilirsiniz. Konunun dağılmaması için heyetin
güzergahına dair kısa bilgiler vermenin doğru olacağına
inanıyorum.
Heyetin,
15 Aralık 1917'de Sirkeci garından başlayan yolculuğu, 16 Aralık
1917 de Sofya, Belgrad üzerinden 17 Aralık'da Budapeşte'ye gelindi. burda yapılan bir karşılama töreninden sonra tren Viyana'ya doğru yola çıktı. Viyana'ya gelindiğinde treni karşılayan olmadı. Bunun nedeni ise trenin Vinaya'ya varış günü ve tarihi yetkililere yanlış bildirilmesidir. 18 Aralık 1917'de Münih'e varıldı. Devamında Rockenhausen
üzerinden Bad Kreuznach geçilir ve burada Kayser 2. Wilhelm ile
Alman karagahında toplantı yapılır. 20 Aralık 1917'de Strasburg
şehrine gidilir. Strasburg şehrinin yöneticileri ile sınırda yer
alan cepheler ziyaret edilir. 21 Aralık 1917 tarihinde ise
Almanya'nın güneyinde önemli bir cephesi olan Colmar şehrine
varıldı ve buradaki cepheler gezildi. Kısa süreli olarak
Colmar'dan Strasburg istikametinde bulunan Hochkönigsburg kasabası
ve şehri ziyaret edilerek Strasburg'a geri dönüldü. 22 Aralık'da
Strazburg'dan hareket eden Türk heyeti, sırasıyla Mannheim, Mainz,
Koblenz, Köln, Düsseldorff şehirleri geçirek Essen şehrine
geldiler. Essen şehrinde ağır silahların yapıldığı
Krupp fabrikaları gezildi. Çünkü burada dökülen toplar
Çanakkale savaşında kullanılmıştır. Krupp fabrikalrının
villasında yenilen akşam yemeğinden sonra gece yarısı Berlin'e
gitmek için trene bindiler. Tren 23 Aralık 1917'de Almanya'nın
başkenti Berlin'e geldi. Heyet Berlin'de Adlon hotelinde 10 gün
kaldı. Çeşitli görüşmeler ve geziler yapıldı. Vahdeddin ve
Atatürk Berlin'de bulunan ve kraliçenin yaşadığı Bellevue
sarayını ziyaret ettiler. Akşamına ise Opera Royal'da kraliçe ile
birlikte operet seyrettiler.
Bellevue Sarayı Berlin
Adlon Hotel Berlin
Adlon Hotelin içi...
31
Aralık'ta Postdam şehrindeki 2. Frederik'in yaptırdığı
Sanssouci sarayı gezildi. 2. Wilhem'in yazlık şatosu olan ve
Postdam şehrinde bulunan Postdam şatosu ziyaret edilerek veda
edildi. Heyetin, 1 Ocak 1918 günü geri dönüş yolculuğu
başlamıştır. 4 Ocak'ta Sirkeci garına varıldı. Atatürk'ün
bu ziyarette tespit ettiği en önemli sonuçu Sofya'ya vardıklarında
büyükelçi Fethi Okyar'a söylemiştir. Atatürk;
- Şuna kesin olarak inandım ve yerinde gördüm ki Almanya savaşı kaybetmiştir. Biz ne yapıp yapıp ayrı bir barış imzalamalı, savaştan en az zararla sıyrılmalıyız, dedi.
Biz
Adlon hotelinde önünden geçip çevresinde dolaştık. Bellauve
saryını gezdik. Biliyorduk ki bundan 100 yıl önce Mustafa Kemal
Paşam buraların havasını soludu, yürüyüşler yaparak ülkesinin
geleceği için planlar yaptı. Berlin'den Adlon hotelinden sonra
istikametimiz Postdam'a doğru yola çıktık. Postdam şehride
Mutafa Kemal için çok önemlidir...
26 Temmuz 2018 Berlin






Yorumlar
Yorum Gönder